Merhaba... Ben Aysun Öncül.
1969 yılında İstanbul’da dünyaya gelmişim. O zamandan beri İstanbul hayranıyım desem, evet birkaç sene abartmış olurum ama duygumu da tam anlatmış olurum.
16 yaşında İstanbul’dan ayrılıp ülkemizin en kuzeyine ve sonra da en güneyine giderek başka şehirleri de yaşama fırsatı buldum ve bilin bakalım ne oldu?
Evet, bulunduğum her yer bir başka güzellik sundu bana ve aileme ama hiçbir şehri İstanbul kadar sevmedim.
Hani ilk gençlik yıllarında sevgiline ithafen şiirler yazarsın ya, benim öyle olmadı mesela. Ben ilk şiirimi İstanbul için yazdım. Çünkü bir sabah okula giderken, kokusunu da özlediğimi hissettim ve şiirimin adını, “İstanbul kokmuyor bu şehir” koydum.
Baktım gidilmiyor öyle hemen, ben de onu getirdim yanıma. Bulabildiğim, erişebildiğim, alabildiğim ne kadar kaynak varsa toparlamaya başladım. Günün birinde evim bana İstanbul’u anlatan, hatırlatan kitaplarla, resimlerle, fotoğraflarla doldu. Oluşan koleksiyonum evimde her zaman görebildiğim yerlerde durur.
1988 yılında Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim Öğretmenliği Bölümü’ne girdim. Okula gitmeyi çok da sevmeyen bir çocuk olarak bana bahşedilmiş en büyük nimetle karşı karşıyaydım. En güzel okul yıllarım 1988-1992 yılları arasında Adana’nın şahane manzaralı okulunda geçti. Tamam Boğaz’a bakmıyordum belki ama Seyhan Baraj Gölü manzarası da gerçekten görülmeye değer güzelliktedir.
Grafik Ana Sanat Dalı’ndan mezun olduğumda zaten dört yıldır grafikerlik yapıyordum ve işime devam ettim. Bir gün Gündoğdu Koleji’nin broşür işini yapmak için okula gittiğimde kolaylıkla öğretmenliğe ikna oldum. O kadar iyi ikna etmişler ki “Kesinlikle yapmam” dediğim öğretmenliği tam 18 yıl yaptım. Bu sırada evlendim, birlikte vakit geçirmeyi seven üç kişilik bir aile olduk.
Öğretmenlik yaptığım yıllarda sevmediğimin okul ve mantıksız kurallar olduğunu; çocukları, öğrenmeyi, anlatmayı ve kolektif çalışmayı ne çok sevdiğimi gördüm. Öğretmen olarak her şeyi bilmem mümkün değildi tabii ama öğrencilerimle birlikte merak etmek ve birlikte öğrenmek için çaba harcamak çok güzeldi. Tadını çıkarmak için çalıştım; emekli olmaya ve artık daha çok kendi hayallerimdeki şeyleri yapmaya karar verdim.
1996 yılında eşimin ve yakın arkadaşının birlikte kurdukları Öncül Sefa İletişim Hizmetleri’nin yayımladığı dergide, kurulduğu günden beri zaten hem sayfa hazırlıyor hem de yazılar yazıyordum. Artık çok sevdiğim bu işe daha çok zaman ayırabilecektim. Öyle de oldu, ajansa tam zamanlı gitmeye başladım. Home&Office Concept, inşaat, mimarlık ve dekorasyon dergisi olarak çok sevilen ve sektörünün ilklerinden olan bir dergiydi. Dergideki çalışmalarımın yanı sıra kişiye özel tasarımlar ürettiğim “La Prémisse” adında bir de marka oluşturmuştum.
Yeni şeyler yaratmak, üretmek beni sadece heyecanlandırmıyor, mutlu da ediyordu.
Covid-19 pandemisi, her ne kadar dünyaya ve ülkemize çok kötü günler yaşatmış olsa da farklı düşünmek, yeni başlangıçlar yapmak için bizlere çok yönlü düşünme fırsatları da sundu. Bir sabah çıktık yola ve 2020 Ağustos’unda Boğaz’ın muhteşem güzelliğini yaşayan şanslı insanların arasına katıldık.
Çok heyecanlıydım. Hayatımda yeni ve bence çok güzel olacağına inandığım bir dönem başlıyordu.
Bundan sonraki hikâyeyi birlikte yazacağız.
Bu “Platform”da olmak isteyenler, okuyucularımız, izleyicilerimiz ve “Bosphorus”…
Sanatın iyileştirici gücünü kullanarak, her güne daha heyecanlı, daha mutlu başlayacağız.
Adı “Bosphorus” ama sınırları olmayan bir “Platform” olsun istiyorum. Her etkinliği takip edemem, gidemeyeceğim sergiler illaki olur. Bilmediğim konular, yetişemediğim her şey için birlikte olmanın gücünü ve mutluluğunu yaşayalım diye sanatseverlere açık davetim var.
“Bosphorus Art Platform” beni çok heyecanlandırıyor. Eminim ki sizin heyecanlarınızla da kesişen birçok nokta vardır.
Ben Aysun Öncül, sizinle paylaşmak istediğim şeyler var.
Beni dinler misiniz?
Total Posts
Favourites
Total Views
SUBSCRIBE TO NEWSLETTER
Latest News & Updates

